KUR'AN-I KERİM VE TÜRKÇE MEALİ

Sadece bir ayeti dinlemek için ayet sayısı yazan simgesine de dokunabilirsiniz!
Toplam : Ayet, Okunan :
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى
Ven necmi izâ hevâ
Kaybolduğu zaman yıldıza andolsun
-Ve yıldız-eğer-
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى
Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ
Sahibiniz dalâlete düşmedi ve azmadı
-Ne-Dhul-Senin arkadaşın-gesticülat-
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
Ve mâ yentıku anil hevâ
Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz
-gesticülat-Üslular-Açık-Tutku
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
İn huve illâ vahyun yûhâ
(O’nun söyledikleri), sadece O’na vahyolunan vahiydir
-O-O-meğer ki--İma
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى
Allemehu şedîdul kuvâ
O’na çok şiddetli ve kudretli olan (Cebrail A.S) öğretti
-Öğret ona-güçlü-
ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى
Zû mirratin, festevâ
O (Cebrail A.S), kuvvet ve azamet sahibidir. Öylece istiva etti (yöneldi)
-O-Bir kere-
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى
Ve huve bil ufukil a’lâ
Ve o, ufkun en yüksek yerinde (gözüktü)
-ve o-Ufuk-Yukarıdaki
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
Summe denâ fe tedellâ
Sonra yaklaştı ve böylece indi
-Daha sonra-Dunya-
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ
Böylece iki yay mesafesi kadar, (hatta) daha yakın oldu
-Yani öyleydi-O çağırdı-İki insan-veya-minimum
فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى
Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ
Böylece O’nun kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti
-Bu yüzden izledim-ile-köle-Ne-Açıkladım
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى
Mâ kezebel fuâdu mâ raâ
Kalbindeki fuad (gönül gözü görmesi), gördüğü (ruhun gözlerinin gördüğü) şeyi tekzip etmedi
-Ne-Yalan söylemek-Kalp-Ne-fikir
أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى
E fe tumârûnehu alâ mâ yerâ
Yoksa siz, onunla gördüğü şey hakkında mı tartışıyorsunuz
-Geçiyor musun-üzerine-Ne-görüldü
وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى
Ve lekad raâhu nezleten uhrâ
Ve andolsun ki, onu başka bir inişinde de gördü
-Ve öyleydi-Onu gördü-nezle-Diğer
عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى
İnde sidratil muntehâ
Sidretül Münteha'nın yanında
-Ne zaman-Sadra-
عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى
İndehâ cennetul me’vâ
O’nun (Sidretül Münteha’nın) yanında Meva Cenneti (vardır)
-Daha sonra-cennet-
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى
İz yagşes sidrate mâ yagşâ
Sidre’yi bürüyen şey bürüyordu
-Bu yüzden-Kaplama-Sadra-Ne-Kaplama
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى
Mâ zâgal basaru ve mâ tagâ
Bakış kaymadı ve haddi aşmadı
-Ne-Dhuzm-BASR-gesticülat-Glory ol
لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى
Lekad raâ min âyâti rabbihil kubrâ
Andolsun ki o, Rabbinin büyük âyetlerinden (bir kısmını) gördü
-sahibim-fikir-itibaren-Ayetler-Rabbi-Harika
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى
E fe raeytumul lâte vel uzzâ
Siz, Lât ve Uzza’yı gördünüz mü
-Seni gördün-Geç-
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى
Ve menâtes sâlisetel uhrâ
Ve diğerini, üçüncüsü Menat’ı (gördünüz mü?
-Ve onun iyiliği-Üçüncü-Diğeri
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى
E lekumuz zekeru ve lehul unsâ
Erkek (çocuklar) sizin ve kız (çocuklar) O’nun mu
-Sen-Anma-Ve ona-
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى
Tilke izen kısmetun dîzâ
Eğer böyle ise bu, insafsız (haksız) bir taksimdir
-O-eğer-porsiyon-
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى
İn hiye illâ esmâun semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzelallâhu bihâ min sultân(sultânin), in yettebiûne illâz zanne ve mâ tehvâl enfusu, ve lekad câehum min rabbihimul hudâ
Onlar (bu isimler) ancak sizin ve babalarınızın onları isimlendirdiğiniz isimlerdir. Allah onlara hiçbir sultan (delil) indirmedi. Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbî oluyorlar. Ve andolsun ki, onlara Rab'lerinden hidayet geldi
-O-o-meğer ki-isimler-Sen aradın-siz-Ve senin ebeveynlerin-Ne-Eğil-Allah-Bununla-itibaren-Sultan-O-Onlar takip eder-meğer ki-Bence-gesticülat--Ruh-Ve öyleydi-Onlara geldiler-itibaren-Onların Rabbi-Rehberlik
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى
Em lil insâni mâ temennâ
Yoksa insan için sadece temenni ettiği (istediği) şey mi var
-Anne-Bir kişi için-Ne-Diledi
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى
Fe lillâhil âhiratu vel ûlâ
Fakat evvel de, ahir de Allah’ındır (dünya da, ahiret de Allah’ındır)
-Tanrı-bundan sonra-
وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى
Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zenallâhu limen yeşâu ve yerdâ
Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (hiç)bir şeyle (hiçbir şekilde) fayda vermez. Allah’ın dilediği ve razı olduğu (tasarruf rızasına sahip) kimseye (devrin imamına) izin vermesinden sonrası hariç
-Ve ne kadar-itibaren-kral-içinde-Gökyüzü-hayır-Şarkı söyleme-Onların şefaatleri-Bir şey-meğer ki-itibaren-sonraki-O-O'na izin verilir-Allah-kimin için-İstiyor-
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhirati le yusemmûnel melâikete tesmiyetel unsâ
Muhakkak ki ahirete (Allah’a ruhunu ulaştırmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar, melekleri mutlaka dişi isimlerle isimlendiriyorlar
-O-Kimin-hayır-İnanıyorlar-Son ile--Melekler--
وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
Ve mâ lehum bihî min ilmin, in yettebiûne illâz zann(zanne), ve innez zanne lâ yugnî minel hakkı şey'â(şey’en)
Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak’tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz
-gesticülat-onlar için-Bununla-itibaren-bilim-O-Onlar takip eder-meğer ki-Bence-ve şu-Bence-hayır-Şarkı söylemek-itibaren-Doğrusu-Bir şey
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
Fe a'rıd an men tevellâ an zikrinâ ve lem yurid illâl hayâted dunyâ
Artık zikrimizden dönen ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir
-Yani teklif-Açık-itibaren-devraldı-Açık-Anma-Ve yok-Yanıtlamak-meğer ki-hayat-Dünya
ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى
Zâlike mebleguhum minel ilmi, inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi menihtedâ
Onların ilimden ulaşabildikleri (sadece) budur. Muhakkak ki senin Rabbin ki; O, kimin Kendi yolundan saptığını en iyi bilir ve O, kimin hidayete erdiğini en iyi bilir
-O-Bildirildi-itibaren-Bilim-O-Rabbin-O-Bilmek-Kiminle-Dhul-Açık-Onun yolu-ve o-Bilmek-Kiminle-Rehberlik etmek
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى
Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı li yecziyellezîne esâû bimâ amilû ve yeczîyellezîne ahsenû bil husnâ
Ve göklerde ve yerde olan şeyler Allah içindir. Kötülük yapanları, yaptıkları sebebiyle cezalandırsın ve ahsen davrananları daha güzeli ile mükâfatlandırsın diye
-ve Tanrı-Ne-içinde-Gökyüzü-gesticülat-içinde-Dünya-Ödüllendirilecek-Kimin-Kötüleştiler-Ne-Yapmak--Kimin-Tebrikler-İyi ile
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى
Ellezîne yectenibûne kebâiral ismi vel fevâhışe illâl lemem(lememe), inne rabbeke vâsiul mağfirati, huve a'lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum ecinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a'lemu bi menittekâ
Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefslerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (Allah), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir
-Kimin-Onlar kaçınılıyor-Kabir-Faiz-Ve dikenler-meğer ki-Anne-O-Rabbin-geniş-Affetme-O-Bilmek-ne kadar-Bu yüzden-Seni yarattım-itibaren-Dünya-Ve daha sonra-siz--içinde-Ptone-Annenin-HAYIR--kendiniz-O-Bilmek-Kiminle-
أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى
E fe raeytellezî tevellâ
(Allah’tan) yüz çevireni gördün mü
-Gördün-O-devraldı
وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى
Ve a’tâ kalîlen ve ekdâ
Ve o, pek az verdi, kalanını kesti (vazgeçti, vermedi)
-Ve verilen-hafifçe-
أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى
E indehu ilmul gaybi fe huve yerâ
Gaybın ilmi onun yanında mı? Böylece o mu görüyor
-bende var-bilim-Görülmeyen-Bu-görüldü
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى
Em lem yunebbe’ bimâ fî suhufi mûsâ
Yoksa Hz. Musa’nın sayfalarında olan şeylerden ona haber verilmedi mi
-Anne-yapmadım-Tahmin edildi-Ne-içinde-Gazeteler-Musa
وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى
Ve ibrâhîmellezî veffâ
Ve Hz. İbrâhîm ki, o vefa etti (Allah’ın emirlerini ifa etti)
-Ve İbrahim-O-
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى
Ellâ teziru vâziratun vizra uhrâ
Gerçekten (hiç)bir günahkâr, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez
-meğer ki-Süslemek-Ve bir ziyaret-Vay-Diğer
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ
Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur
-ve şu-Olumsuz-Bir kişi için-meğer ki-Ne-O aradı
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى
Ve enne sa’yehu sevfe yurâ
Ve onun yaptığı çalışma (amel), yakında görülecektir
-ve şu-Onun peşinde-irade-görüldü
ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى
Summe yuczâhul cezâel evfâ
Sonra onun karşılığı eksiksiz olarak ödenecektir
-Daha sonra-O ödüllendirildi-Kalıcı-
وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى
Ve enne ilâ rabbikel muntehâ
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir
-ve şu-ile-Rabbin-
وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى
Ve ennehu huve adhake ve ebkâ
Ve muhakkak ki, güldüren ve ağlatan O’dur
-Ve budur-O-Gülmek-
وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
Ve ennehu huve emâte ve ahyâ
Ve muhakkak ki, öldüren ve dirilten O’dur
-Ve budur-O-azarlamak-
وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
Ve ennehu halakaz zevceyniz zekere vel unsâ
Ve muhakkak ki O, erkek ve dişi çiftler yarattı
-Ve budur-Yaratmak-çift-Anma-Ve kadın
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى
Min nutfetin izâ tumnâ
Meni akıtıldığı zaman, bir nutfeden (bir damladan)
-itibaren-sperm-eğer-Diledi
وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى
Ve enne aleyhin neş’etel uhrâ
Ve muhakkak ki, bundan sonraki neş’et (ikinci dirilme) O’na aittir
-ve şu-onun üzerine-Temel-Diğeri
وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى
Ve ennehu huve agnâ ve aknâ
Ve muhakkak ki O, zengin eden ve varlıklı kılan O’dur
-Ve budur-O-şarkı söylerim-
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى
Ve ennehu huve rabbuş şı’râ
Ve muhakkak ki, Şira’nın (Şira Yıldızı’nın) Rabbi O’dur
-Ve budur-O-Kral-
وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى
Ve ennehu ehleke âdenil ûlâ
Ve muhakkak ki, evvelki Âd (halkını) helâk etti
-Ve budur-Ailen-Üzerine-İlk
وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى
Ve semûde fe mâ ebkâ
Ve Semud’u (da helâk etti). Böylece (onları) bâki kılmadı (geriye kimseyi bırakmadı)
-Ve bir numara-Bu yüzden-
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى
Ve kavme nûhın min kablu, innehum kânû hum azleme ve atgâ
Ve daha önce de Nuh (A.S)’ın kavmini (helâk etti). Muhakkak ki onlar, daha zalim ve daha azgındılar
-Ve insanlar-Nuh-itibaren-önce-onlar ki-onlar-Onlar-Karartdım-
وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى
Vel mu’tefikete ehvâ
Ve alt üst edilen beldeyi, (Cebrail (A.S) göğe kaldırıp) yerin dibine geçirdi
-Ve iç mekan-seviyorum
فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى
Fe gaşşâhâ mâ gaşşâ
Artık onu (o kavmi) kaplayan (azap) kapladı ama ne kaplama
-Bu yüzden onu aldattı-Ne-
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى
Fe bi eyyi âlâi rabbike tetemârâ
O halde Rabbinin hangi ni’metlerinden şüphe ediyorsun
-Ne?-Alaa-Rabbin-
هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى
Hâzâ nezîrun minen nuzuril ûlâ
Bu nezir, evvelki nezirlerden bir nezirdir
-Bu-Nadir-itibaren-Yemin-İlk
أَزِفَتْ الْآزِفَةُ
Ezifetil âzifetu
Yaklaşan, yaklaştı
-Kalktım-Bölmek
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ
Leyse lehâ min dûnillâhi kâşifetun
Onu, Allah’tan başka keşfedecek yoktur
-Olumsuz-onun-itibaren-Olmadan-Allah-
أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
E fe min hâzâl hadîsi ta’cebûn(ta’cebûne)
Yoksa bu söz size acayip mi geldi
-Bir adam-Bu-konuşma-
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
Ve tedhakûne ve lâ tebkûn(tebkûne)
Ve siz gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz
-Ve gülüyorlar-HAYIR-
وَأَنتُمْ سَامِدُونَ
Ve entum sâmidûn(sâmidûne)
Ve siz, gafletle eğlenceye dalanlarsınız
-Ve sen-Samadon
فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا*
Fescudû lillâhi va’budû. (SECDE ÂYETİ
Artık Allah’a secde edin ve (O’na) kul olun
-Böylece buldular-Allah-